TÜGAP ÜYESİ BÜŞRA MUSLU ARKADAŞIMIZIN ŞEMMARİN KAMPI İZLENİMLERİ…

ZIYARET ÇARPTI BİZİ
15-16 temmuz günlerinde AİD (Uluslararası Doktorlar Birliği) ile savaş mağduru Suriyeli yetim çocuklara psikososyal destek amacıyla Halep’in Azez ilçesindeki İHH’ya bağlı Şemmarin Kampı’na gittik.

Şemmarin Kampı’na girdiğimiz andan itibaren tüm çocuklar araca doğru koşmaya başladılar. İndiğimizde hemen yanımıza sokuldular, birden önümde sıkılmayı bekleyen onlarca minik el, temas kurmak için sonuna kadar açılmış pırıl pırıl gözler birikti. Öğrendikleri birkaç Türkçe kelimeyle (merhaba, nasılsın) elimizi sıkarak bizi selamladılar. O anki duygularımı anlatabilmem mümkün değil ama şunu söyleyebilirim ki, ben ömrü hayatımda kendimi hiç o kadar önemli biri gibi hissetmedim. Hemen bizim çalışacağımız yerin yakınında hanımlar için dikiş atölyesi gibi bir yer oluşturulduğu söylendi, oraya bakmaya gittik. Yolda çocuklar elimizden tutarak yürümek için birbirleriyle yarışıyorlardı, hepsi gözümüzün içine bakıyordu. Aynı anda hepsinin elini tutmak istedim, bir gün sadece iki elim olduğu için mahcubiyet yaşayacağım aklıma bile gelmezdi…

3

Çocuklarla etkinlik yapacağımız yere tekrar döndük ve oradaki Suriyeli görevli ablanın önceden belirlediği 20 çocuğu içeri almaya başladık. Bu da gerçekten zor bir imtihandı; çünkü o kadar çocuğun içinden sadece 20 kişi alacağımız için dışarıda kalanlardan bazılarının içli içli ağlamasına, bazılarının ısrarla kapıyı yumruklamasına, bazılarının içeride olan biteni kaçırmamak için hemen açık camlara koşmasına şahit olduk. İçlerinde bir grup vardı ki çalışmamız boyunca katiyen camın önünden ayrılmadı. ‘ehi, uhdihi’ diye diye son dakikaya kadar içeri girme umuduyla beklediler. Etkinlik çalışmamıza başlamadan önce çocukların isimlerinin kaydını tuttuk ve her birine birer isimlik takarak iki gün boyunca onlara isimleriyle hitap ettik.
İlk çalışmamız onlara resim çizdirmekti. Buarada hemen şunu da söyleyeyim, psikoloji eğitimi almamış olmanız ya da Arapça bilmiyor olmanız çocuklarla bu etkinliği yapamayacağınız anlamına gelmiyor; çünkü ben de psikoloji eğitimi almadım ve hemen hemen Arapça’dan üryan sayılırım. Dil problemi konusunda; beden dili gerçekten evrensel, anlaşmanızın çoğunu el kol hareketleriyle sağlıyorsunuz zaten. Bir de ‘la’ demeyi bilseniz yeter, o bayağı lazım oluyor. Gitmeden gerekebilir diye ezberlediğim Arapça cümlelerin hiç birini çocuklar anlamadı; çünkü avam konuşuyorlar. Zaten anlasalardı da ne cevap verdiklerini ben anlamayacaktım. Onlar resim çizerken biz gözlem yaptık. Çocukları çizecekleri şeyler konusunda tamamen özgür bırakmıştık, ben de bu sırada onların yaşındayken neler çizdiğimi hatırlamaya çalışıyordum. Bana daha önce öyle şeyler çizdikleri söylenmişti ama Muhammed’inçizdiği resme kendi gözlerimle şahit olunca bu çocukların yaralarını sarana kadar sana rahat yok, emeğin ve yüreğin buraya ait Büşra dedim. Tekrar söylüyorum: daha 10 yaşında, ağaç, ırmak, dağ ve güneş çizmesi gereken çocuklara tank resmi çizdiren bu dünya batsın.

9-1

 

Yaklaşık dört buçuk saatin sonunda birinci günün iş uğraş terapisinin sonuna geldik. Sıra çocukları dışarı çıkarmaya geldi; yüzlerine karşı ‘yallah beyti’ diyorduk ama, gözlerimiz sanki kal der gibi gibi…
İkinci gün yine öğle saatlerinde kampa doğru yola çıktık, ilk gün yaptığımız çalışmaların aynısını bu kez grupları karıştırarak yaptık. Çalışmamız bittiğinde Babüselam ve Siccu Kamplarını ziyaret ettik. Babüselam kampında günde 25.000 ekmek üreten mobil fırını gördük, İHH’nın dev mutfağını gördük, yanlış hatırlamıyorsam günde iki öğün yemek çıkıyor ve 250.000 kişiye dağıtılıyor. Görevliler sıcaktan dolayı gerçekten zor şartlar altında çalışıyor, Allah yardımcıları olsun. Kampı gezdiğimizde ise toz toprak içerisinde derme çatma çadırlarla karşılaştık. Kış gelmeden -hazırlıkları bitmeye yakın olan- prefabriklere taşınacakları söylendi, bir nebze olsun içimiz rahatladı. Siccu Kampı ise Şemmarin Kampı’na daha çok benziyordu, prefabrik yerleşkeler vardı; fakat yolun kenarında olmasından dolayı tam manasıyla savaştan izole edilebilmiş bir bölgede değildi, bunun da zaman zaman olumsuz durumlara yol açtığını dinledik.

İhtiyaçlar
Ben Suriye’ye gitmeyi -başta da anlattığım gibi- çok istediğimden dolayı ahval ve şerait olarak eleştirel gözle bakamadım. Zaten beklediğimden çok daha iyi şartlarda karşılandık, ağırlandık, Allah razı olsun; ama birkaç ihtiyaçtan bahsedebilirim:
1. Şemmarin Kampı’nda çalıştığımız rehabilitasyon merkezinin klimaya ihtiyacı var.
2. Çocukların cildi güneşten yara olmuş vaziyette, kimin yapacağı hiç önemli değil, onlara şapka lazım.

Bir de diş hekimi olarak çocukların diş sağlığına ve oral hijyenine şöyle bir bakma fırsatım oldu, doktorlar bu işten pek anlamıyor, ‘diş tedavisine ihtiyaç yok, dişleri sağlıklı’ deyip geçiyorlar ama orada gözlem yaptıktan sonra bu sözü söyleyecek bir diş hekimi bulamazsınız. Çocukların çoğunda gingivitis var en basitinden, buraya mobil bir diş ünitiyle gelmemiz şart. Tabi bu uzun vadede yapılabilecek bir iş, inşallah buna öncülük etmek için elimden geleni yapacağım; ama anın vacibi olarak yukarıdaki iki madde gerçekleştirilmeli.

Son olarak şunları söylemek istiyorum, yetimlerle yapmış olduğumuz bu çalışma, çocukları, kendi aralarında savaş anılarını tekrarlayarak, birbirlerine her baktıklarında belki de kayıplarını hatırlayarak sürdürmeye çalıştıkları hayattan kısa bir süreliğine de olsa tüm bunları unutacakları bir alana taşımamızı sağlıyor. Yani yapılan çalışma gerçekten çok faydalı ve değerli. Çocuklar oraya gittiğimizde bize sarılmıyor aslında. Başka bir dünyaya giriş anahtarına sarılıyor. Türkiye’den gidecek insanlara ihtiyaçları var, bize ihtiyaçları var, bizim onurlu bir şekilde yaşamaya devam edebilmemiz için onları görmeye ihtiyacımız var. Bu aileler evlerinden buraya geldi, eşleri şehit oldu, meşgale olarak neredeyse hiçbir şeyleri yok, geleceğe dair bir planları yok, her açıdan yardıma muhtaç durumdalar. Doğal bir afetteki yardıma muhtaçlıktan çok öte bir durum savaş mağduriyeti, buna kesinlikle şahit oluyorsunuz. Bazı çocukların babaları gözlerinin önünde kesilerek öldürülmüş.

12
Bu kardeşlerimiz Müslüman, oruç tutuyorlar, cennete gitmek istiyorlar. Onların imtihanları içinde yaşadıkları -fakat bizim aklımızın bile almadığı- bu hayata ‘sabır’ idi belki ve geçtiler. Biz ise aynı cennete gitmek için ne yaptık? Bunu herkes kendine sormalı. ‘Elimizden gelen şey’ kapsamında bu proje maddi ve manevi açıdan desteklenmeli.
Bize bu imkânları sağlayan İHH’ya, AİD’e, gitmem için referans olan Tuğba ablaya (kendisi gelemediği için çok üzüldük ondan ötürü bunu saymıyoruz), bizimle ilgilenen Hilal ablaya ve gitmeme izin verdiği için babama sonsuz teşekkürlerimi sunuyorum.
Suriye, 2014
Büşra Muslu

SURİYELİ KARDEŞLERİMİZE YARDIM KAMPANYASI<< >>Genç Fikirler, Güçlü Kadınlar Projesi

About the author : TUGAP ORGANIZATION